6.000 YILLIK KÂBUS

Yolsuzluk ve suistimal M.Ö. 4.000 yılından bu yana insanoğlunun gündeminde olan kavramlar ve bu işin sadece bizim bildiğimiz, bize ulaşan kısmı. En azından bildiğimiz haliyle 6.000 yıldır konuştuğumuz bu kavramlar, geçtiğimiz 20 yılda, ACFE – Uluslar Arası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği’nin düzenli olarak yaptığı bir araştırmayla rakamsal ve istatistiksel verilerle anılır hale getirildi. Dernek, her yıl bir önceki yıl içinde fiilen gerçekleştirilen suistimal soruşturmalarının verilerini toplayıp, mevcut suistimalleri, suistimalcileri ve sonuçlarını “Uluslara Rapor” başlığı altında sunuyor ve bizlere önemli veriler sağlıyor.

Yakınlarda yayınlanan 2016 araştırması, dernek üyesi olan suistimal soruşturma uzmanlarının dünyanın 114 ülkesinde gerçekleştirdiği 2.410 vakadan yola çıkılarak hazırlandı. Suistimal soruşturma profesyonellerinin, şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin en beklediği rakam, şirketlerinin gelirlerinin ne kadarını suistimal nedeniyle kaybediyor olduğu idi; bu yıl da bu oran %5 olarak açıklandı.

Peki bu %5 ne demek?

Şirketler, her yıl gelirlerinin; (burada dikkat etmek gerek; kârlarının değil, gelirlerinin) %5’ini, suistimal temelli nedenlerle kaybediyorlar. Elbette bu bilgi teorik; soruşturmacıların, yıllar süren deneyimlerinden faydalanarak verdikleri cevapların ortalamalarından oluşuyor; ancak yine de ürkütücü. Çünkü hangi şirkete gidip, “kazancınızı %5 artıracak bir yöntem biliyoruz” desek, suistimal riski ve azaltmak için yapılabilecekler ilgilerini çekecektir. İşte %5, suistimal riskinin farkına varıp kendisine özel bir Suistimal Risk Yönetimi programı kuracak şirketlerin, en azından teorik olarak gelirlerinin %5’ini geri kazanma potansiyeline sahip olduğunu gösteren bir rakam.   

Kim peki bu suistimalci?y006

Suistimal inceleme uzmanlarının, iç denetim bölümlerinin ve şirket yöneticilerinin fantazileri arasında “suistimalcinin bir profili olsa da, onu işe almadan tanısak ya da suistimal gerçekleştirmeye başladığı anda farketsek” da bulunuyordur büyük ihtimalle. Tabi gerçek hayatta böyle bir imkan var olmasa da, yine de alıcılarımızı daha aktif kullanacağımız zaman ve kişileri belirlemek için, bu profili bilmekte fayda var.

ACFE’nin her yıl yayınladığı bu profil, küçük değişikliklerle temel özelliklerini koruyor. Özetlemek gerekirse:

  • Suistimalcilerin %31’i kadın ve kadınların neden olduğu ortalama zarar, erkek suistimalcilerin yarısı kadar,
  • %40’ı, yani yarıya yakını 36-45 yaş aralığında,
  • %47,3’ü üniversite mezunu,
  • %42,3’ü yönetici, %17’si şirket çalışanı pozisyonunda,
  • %52,9’u, tek başına işlemiş suistimal suçunu; ama en düşük zararı da onlar vermiş. Vakaların yalnızca %13,7’si 5 veya daha fazla kişinin işbirliği ile gerçekleştirilmiş, ama vaka başına verdikleri ortalama zarar, yalnız olanların yaklaşık 8 katı,
  • Suistimalcilerin en sık karşılaşılan davranışsal özellikleri; yaşam standardının ötesinde yaşıyor olmaları, finansal zorluk çekiyor olmaları, tedarikçi ve müşterileriyle normalden daha yakın ilişkiye sahip olmaları, kontrol ve denetimle sorun yaşamaları ve sorumluluklarını delege etmeyi sevmemeleri,
  • Suistimalcilerin %77’si, şirket çalışanı.

Bu verileri özetlemek gerekirse; suistimali daha çok şirkette yükselip yönetici olmuş; böylece yetki ve sorumluluğu elinde tutan yönetici pozisyonundaki erkek çalışanlar gerçekleştiriyor. Suistimalciler çoğunlukla yalnız çalışmayı tercih ettiklerinden, suistimal riskini azaltmanın en kolay yolu, yetkilerin ayrılığı ilkesini uygulamak ve böylece yalnız başına gerçekleştirilebilecek suistimalleri zorlaştırmak. Bu verilerin içinde en can yakıcı olanı ise; şirketi ve varlıklarını suistimal edenlerin ¾’ünden fazlasının, şirketin kendi çalışanları olması…

Ne kadar zarar verebilir ki?

Soruşturulmuş suistimal vakalarının içinde en sık karşılaşılan çeşit, % 83’le şirket varlıklarının kötüye kullanılması. En az karşılaşılan suistimal çeşidi ise, %10 ile mali tablo suistimalleri. Ancak ilginç olan, en yüksek ortalama zarar 975.000 $ ile mali tablo suistimallerinde olurken, en düşük ortalama zarar da, 125.000 $ ile şirket varlıklarının kötüye kullanılmasıyla oluşuyor. Bir arada en çok karşılaşılan suistimal çeşitleri ise şirket varlıklarının kötüye kullanılması, çek yolsuzlukları ve faturalama yolsuzlukları.

Sesimi duyan var mı?

Bu yılki araştırmada da değişmeyen gerçeklerden biri, suistimali ortaya çıkarmanın en etkin yolunun hala “bildirim mekanizmaları” olması. Yapılan bu 2.410 soruşturmanın %39,1’i, e-posta, internet formları ya da telefon yoluyla yapılan bildirimlerle başlatılmış. Ortalamada %39,1 olan bu oran, bildirim hattı olan şirketlerde %47,3 olurken, bildirim mekanizması olmayan şirketlerde %28,2’de kalıyor. Bu da, çalışanlara şüphelendikleri ya da emin olamadıkları durumları bildirebilecekleri ve bunu yaparken kendilerini rahat hissedecekleri bir yol sunmanın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Son söz yerine…

Bu araştırmanın sonuçları her yıl farklı alanlarda değişiyor. Ama araştırmayı heyecanla bekleyip nihayet gördüğümüzde, vardığımız sonuç neredeyse hiç değişmiyor. Suistimal, özellikle tüm dünyanın çeşitli boyutlarda yaşadığı böyle bir ekonomik durgunluk dönemindeyken, şirket yönetimlerinin ajandalarında en ön sıralarda bulunması gereken bir risk. Çünkü böyle dönemlerde hedefler agresifleşiyor, insanların işlerini koruması zorlaşıyor, kârlılıklar düşüyor. Bu nedenle de kendilerine doğru nedeni, doğru fırsatı ve gerekli rasyonalizasyonu bulmuş kişilerin suistimal gerçekleştirme ihtimali artıyor. Eğer suistimal riskini mümkün olan en aza indirgenecek birşeyler yapmak ve bu 6.000 yıllık kabusa karşı kendimizi korumak istiyorsak, doğru gün; BUGÜN! Çünkü suistimali önlemek, onu ortaya çıkarmaktan ve neden olduğu sorunlarla başetmekten daha ucuz ve çok daha kolay.

 

Bir Cevap Yazın